Erdem ve duygu: David Hume ve Francis Hutcheson
Dosyalar
Tarih
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Erişim Hakkı
Özet
David Hume ve Francis Hutcheson, ahlakın doğasını anlamaya yönelik özgün yaklaşımlarıyla 18. Yüzyıl Aydınlanma dönemi ahlak felsefesine önemli katkılarda bulunmuş iki önemli düşünürdür. Her iki düşünürün ahlak kuramının en belirgin özelliği, rasyonalist ahlak felsefesi geleneğine karşı çıkarak, ahlaki yargılarının kaynağının akıldan ziyade duygularla ilişkili olduğunu iddia etmeleridir. Hutcheson'un ahlak kuramının merkezinde, doğuştan gelen bir yeti olarak açıkladığı "ahlaki duyu" kavramı yer almaktadır. Ona göre, iyilik ve kötülük, rasyonel çıkarımlar yerine, insanın doğal duygusal eğilimleriyle anlaşılır. İnsanlar, başkalarının mutluluğunu artıran eylemleri doğal bir şekilde onaylama eğilimindedir. Erdemli davranış, "en fazla mutluluğu sağlamaya" hizmet eden faydalı davranıştır. Bu yaklaşım, Hutcheson'un kuramının faydacılığın erken bir savunucusu olarak değerlendirilmesine yol açmıştır. Hume ise Hutcheson'un fikirlerini daha da geliştirerek, ahlakın temelinin akla değil de duygulara dayandığını iddia eder. Ona göre, ahlaki eylemin ortaya çıkışında aklın belirleyici değil, sadece araçsal bir rolü vardır; bu yüzden de akıl, tutkuların veya duyguların kölesidir. Ahlaki ayrımların belirleyicisinin akıl değil, duygular olduğunu savunan Hume, erdem ve erdemsizliğin kaynağını, eyleyenin gözlemlenebilir sabit karakter özelliklerine dayandırır. Bu tezde David Hume'un İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme ve Francis Hutcheson'un Güzellik ve Erdem İdelerimizin Kökeni Üzerine Bir Soruşturma adlı eserleri incelenerek, her iki düşünürün epistemolojileri ve psikolojileri temelinde sundukları ahlak kuramları karşılaştırılacaktır. Bu karşılaştırma, onların duygu ve erdem anlayışlarının ahlak kuramlarında oynadığı merkezi rolle ışık tutacaktır.
David Hume and Francis Hutcheson are two important thinkers who made significant contributions to the moral philosophy of the 18th-century Enlightenment with their unique approaches to understanding the nature of morality. The most distinctive feature of both thinkers' moral theories is that they oppose the rationalist tradition of moral philosophy and claim that the source of moral judgments is related to emotions rather than reason. At the center of Hutcheson's moral theory is the concept of "moral sense," which he explains as an innate faculty. According to him, good and evil are understood through human's natural emotional tendencies rather than rational inferences. People naturally tend to approve of actions that increase the happiness of others. Virtuous behavior is useful behavior that serves to "provide the greatest happiness." This approach has led Hutcheson's theory to be considered an early advocate of utilitarianism. Hume, on the other hand, developed Hutcheson's ideas further and claimed that the basis of morality is based on emotions rather than reason. According to him, reason has only an instrumental role, not a decisive role, in the emergence of moral action; therefore, reason is a slave to passions or emotions. Hume, who argues that emotions, not reason, determine moral distinctions, bases the source of virtue and vice on the observable fixed character traits of the agent. In this thesis, David Hume's An Enquiry into Human Nature and Francis Hutcheson's An Enquiry into the Original of Our Ideas of Beauty and Virtue will be examined, and the moral theories presented by both thinkers based on their epistemologies and psychology will be compared. This comparison will shed light on the central role that their understanding of emotions and virtues plays in their moral theories.










